22 Haziran 2016 Çarşamba

Euro 2016 İlk tur maçları tamamlandı .

Euro  2016  İlk tur maçları tamamlandı . 

Dikkatimi çeken bazı başlıkları  paylaşayım dedim .

Öncelikle  ilk iki maçlar oldukça kısır skorlarla ve temkinli dikkatli maçlara sahne oldu . Bu da Avrupa futbolunun bence genel karakteristiğini yansıtıyordu . Öncelikle  artık kadro  kalitesi ne olursa olsun birçok Avrupa takımı , mücadele ve oyun savunması taktiği anlamında güçlenmiş ve futbolun mevcut güncel anlayışını  gücü ne olursa olsun başarılı bir taktik mücadele ile sürdürebiliyor ki bunun sonuçlarını da gördük . Birçok zayıf görünen takım gruplardan çıkabildi .

Son dakika golleri dikkat çekti
Mücadelenin son dakikalara kadar sürmesi , zayıf görünümlü takımların bile pes etmemesi oyunu bırakmaması birçok   + 90   sonrası ( 7 gol var )  gollerin olmasını sağladı .  

Favori’ler  ve Sürpriz Takımlar
Fransa – Almanya – İspanya  en büyük üç favoriden ilk ikisi gruplarını lider bitirdi .  İspanya  , turnuva ilk turları ardından herkes tarafından önemli favorilerin arasına adı yazan Hırvatistan’a yenilip  ikinci olarak gruptan çıkarak bence ilk turun önemli süprizlerinden birini yaptı .  Hırvatlar başarıları ve oyunları ile  en tatlı sürprizi yaptılar .  Bir diğer  önemli sürpriz  İngilizlerin Galler’e geçilmesiydi .  Beklenmedik en etkili perfomans bence İtalya’dan geldi . İki maç altı puanla grup liderliğini garantilemesi önemliydi .  Portekiz  yine beklentilerin altında kaldı ve  zar zor  üç beraberlikle grubu üçüncü bitirip  beklentilerin altında kaldı .

Sürpriz takımlara gelince :  Galler  , Slovakya , Polonya  , Macaristan , İzlanda    performasları ve aldıkları sonuçlarla  büyük başarılara imza attılar .
Belçika ilk maç ardından beklentilerin çok altında kaldı ama ikinci maçta toparlanmış bir görüntü çizdi . Son maçında da İsveç’i zor yendiler ,   ama çok şanslı bir fikstürde ilerleyebilir .

Superstarlar ne yaptı ?
Hayal kırıklıkları : Başta Ronaldo ilk iki maçta çok kötüydü , son maçta attığı iki golle hem turnuvalar tarihine geçti (  4 turnuvada gol atan , en çok gol atan oyuncu ) hem de yoluna Hırvatları geçebilrise finale kadar devam edebilecek bir şans yakaladı .

Robert Levandovski ‘de iyi oynayan takımında gol bulamadı .

Zlatan İbrahimovic :  Oldukça etkisiz kaldı ama kötü bir takımı var ve transfer aklını karıştırıyor , birde artık yaş da vurmuş babaya …Ama onu seviyoruz .

Rooney :  Başarılı bir ilk tur geçiremediği açık.

Grinzman ve Pogba :  İlk turların ardından özellikle Grinzman  beklentilerin çok altında kaldı ve takımdaki yerini dahi kaybetti .

Başarılı Superstar : Gareth Bale , gerçek bir star gibi parladı  , attığı üç golle  takımını sırtına aldı ve grup liderlğine taşıdı . Işıl ışıl parladı .Bravo Bale’e

Yeni superstar adayı :  Dimitri Payet ,  Fransa’nın yıldızların söndüğü bir anda ortaya çıkıp ışıl ışıl parladı ve attığı mükemmel gollerlerde  ilk turun tartışmasız  en büyük starı oldu . Ev sahibine can verdi . Ne kadar ileri gideceklerini bence  Payet’in performansı belirleyecek

Dikkat Çeken Bazı oyuncular : En başta İzlanda kalecisi Hannes Holldorsson , İspanya ‘dan Moratta ,  Fransa ‘dan Kinsley Coman , Hırvatistandan İvan Perisic .. Gallerden Aaron Ramsey , Polonya’dan Arkadiusz Milik

Almanlar :
Onlar için ayrı bir başlık atmak gerek . Hiç zorlanmadan aslında  bazı mevkilerde sıkıntıları olduğu görülmesine rağmen çok kolay ilerliyor izlenimi veriyorlar .  Ama  bulundukları yol çok dikenli taşlarla dolu …

Gol Kralları : Açıkçası  turnuva başlangıcı itibarı ile  gol krallığının kısır kalacağını düşünüyordum ama üçüncü maçlarda üç gollü oyuncular gördük .  Bale ve  Moratta 

Türkiye’den tanıdıklar ne yaptı : 
FB’li Nani ve Bursaspor’lu Balázs Dzsudzsák  ilk turun ardından  iki golle , Mario Gomez’de tek golle  takımlarını bir üst tura taşımada önemli katkı verdiler .

Dikkatimi çeken en genç ve yeni yüz  yıldız adayları :  Polonyalı  Bartosz Kapustka  ve Türkiye’den Emre Mor .

Türkiye için 
Vasat bir eleme grubundan zorlukla üçüncü çıkan takım için , ülke içinde  özellikle başındaki teknik direktörün bilinen egolarının da etkisi ile yaratılan medya kampanyaları ve  objektiflikten ve cesaretten uzak basın mensuplarının  basiretsiz şakşakçı yorumlarının tesiri ile futbol gerçeklerinden uzak bir hava yaratıldı .  Reklam yıldızı topçu , hoca gazlı kampanyaları  ve  oluşturulan hayali bir “ motta “ ile  sanki Avrupa Şampiyonasının en büyük birkaç favorisi gibi bir algı yaratılmasının ne kadar içi boş ve bizim hayaller aleminde yaşayan bir ulus ve onun takımı olduğumuzu kanıtladı .   Son derece formsuz , kafası karışık bir oyuncu grubu ve teknik ekip ile  başarısız bir turnuva ve normal bir sonuç aldık .  Terim , Arda  gazının kaçmasını Emre Mor heyecanı ile tolere etmek bir nebze tat olarak damaklarda yer etti .  Takım oluşturmada Volkan Demirel ve  Ömer Toprak  gibi  oyuncuların  sorunların çözülememiş olması, hatalı oyuncu tercihli takım kurguları  kötü bir yöneticilik örneği olarak aklımda kalan bir noktadır . Yegane sorumlu olarak  Fatih Terim’i görmekteyim .

Fikstür terzisinin dengesi bozulmuş .
Öyle bir ikinci tur fikstürü oluştu ki  . Almanya – İngiltere – İspanya – İtalya - İngiltere – Fransa  takımları finale gidebilmek için birbirlerini yemek zorunda .
Diğer tarafta şu anki  form durumu ile  Hırvatistan direkt finale gidebilecek gibi görünüyor . En büyük isim Portekiz rakipleri olabilir mi bilemem ama zaten onlarla da bir sonraki son 16 turunda karşılaşacaklar . Burada ki diğer olası takımlar  Galler , Belçika , Polonya, İsveç gibi takımlar var … Çok ciddi bir terazi kayması var .

En iyi taraftarlar  :  İzlandalılar , Kuzey İrlandalılar ,İrlandalılar ve  İsveçliler

En çoşkulu Milli Marş Söyleyen Topçular : İtalyanlar

En unutulmaz an  :  Eden Hazard 'ın Belçika - İrlanda maçında orta sahadan aldığı topu  Türk yan hakemin solundan atıp sağından geçip çizgiye inip asiste dönüştürdüğü pozisyon . 

En kafiyeli takım : İzlanda  , takımdaki 22 oyucunun soyadı “ son” ile bitiyordu .  İstisnayı  bozan tek isim de  küçük bir harf farkı ve ülke futbolun belkide en büyük efsanesi  Eiður Guðjohnsen …

Ve ilk turun son sözü : İrlanda dedi ki " Biz BİTTİ  dedik "

İkinci turda tüm takımlara  bize  futbol dolu güzel  zamanlar geçirtmeleri dileğiyle başarılar .


6 Haziran 2016 Pazartesi

Şehir isterseniz size her an bir güzellik sunar : Uçurtmalar , Kuşlar , Kitaplar ...


Bu dünya güzel şehir tüm kahredici ve böğrünü delen kötülüklere, kötülere  karşı  sanırım  içinde ki güzel insanların hatırına , ruhuna uygun şekilde  inatla - eğer  isterseniz -  her an size güzellikleri sunmakta  çok cömert . Tıpkı  dünyamız, sihirli mavi küremiz , toprak anamızın cömertliği gibi . 

Yeter ki siz , sokağa çıkın , kendinizi onun kollarına bırakın. Sokak aralarına girme cesaretiniz halen varsa bu şehir halen size muhteşem tatlar sunuyor . Girmezseniz yavaş yavaş hepsini elinizden alıp yok etmeye doğru ilerliyor , bilesiniz ..
  

Önce Uçurtmalar
Bundan bir kaç hafta evvel tesadüfen izini sürdüğümüz uçurtmaları Kadıköy'de ararken , Maltepe'de yakalamıştık , gökkuşağına nazire yaparcasına rengarenk süzülürlerken gökyüzünde .


Sonra Kuşlar
Gecen hafta sonu tamamen tesadüf bir Kocamustafapaşa semti ziyaretinde  . Ruhu ve algısı açık dostumun keşfiyle Silivrikapı semtinin o dar ve bilinmez sokaklarında-  ki  tekrar gitsem bulamayacağım - bir kahvehanede  " Flurya Kuşları Ötüm Yarışması" na şahit olmanın şaşkınlığı ile tarifsiz bir tat almıştım .


Ve Kitap Denizinde Boğulmak
Bu hafta da  önce semtim Üsküdar'da ardından Kadıköy'de kitapların önüme duvar gibi dikilmesine şahit oldum  " Dur Yolcu !" dercesine . Önce Üsküdar , sonra 8. Kadıköy Kitap günlerinde .

Kalkedon  , yani mitolojik ironi ile Körler Ülkesinde ki  fuar çok başka tarifsiz bir haz sunuyordu insana . Görkemli ve şanlı ev sahibi ve  bir süredir suskun daimi sahipleriyle ..

Haydarpaşa Gar' ının  bir süredir suskun çocukları banliyö  trenleri her geçişte hüzün veriyordu bana , sıra sıra dizileri ve  kaderlerine terk edilişleri ile .

Ama son birkaç gün cıvıl cıvıl ve kıpır kıpırdılar oldukları , durdukları yerde . Çünkü yolcuları : Üç perona yayılmış  binlerce KİTAP ve onların iz sürücüleri , yani bizlerdik ve hep beraber çocuklar gibi şendik .

Bu defa kitapları  dizdik uç uca tren  yaptık ve bindirdik yorgun vagonları  kitaplara , çıktık uçsuz bucaksız bir yolculuğa ,  bilmem vagonların bir duygusu , ruhu olduğuna inanır mısınız siz ama , biz umursamadan inandık bu yolculuğa , Haydarpaşa Garı da arkamızdan su döküp uğurlarken bizi , küçük bir damla süzülüyordu üst kat pencerelerinden birinden ;  yolunuz açık olsun ,  uğurlar ola !

Ani bir ses de daha duyuldu tam bu sırada ardımdan

" Haydarpaşa da denize düştüm ! Hem de Gar' ın tam ortasına... Kitaplar derya deniz...." diye

Aylak Adam
2016 Haziran Başı
İstanbul'da

2 Haziran 2016 Perşembe

Bir Eğitim Hikayesi : Aklımı tutamadım kafa tasımda “ Uçtu , Uçtuuu”


Çalıştığım kurumun sunduğu bir eğitim seçeneğiydi “ Beyin ve İletişim “ (Sosyal Beyin)  . Seçerken , bu da ne acaba , bir bakmakta fayda var  diyerek  özgür irademle seçtiğimi söylemeliyim öncelikle . O popüler  “klişe” kişisel gelişim eğitimlerden biri midir diye de düşünmedim değil ? 


“Beyin nöronları ( hücreleri ) cayır , cayır yandı” gülüm keten helva.

Beyin de  “ yüz milyar “ hücre olduğunu öğrenerek başladık .  Pe tabi bu durumda bende ki  tepki “ Vay  be , çokmuş ulan ! “  şeklinde. Eh öğrenmeye başlayoruz usul usul  ...  Bu arada "beyin" eğitimine gelmişiz ya , eh o halde "çalıştır saksıyı"  diye farkında olmadan komutu göndermişiz abiye .   Akılda tabi  onlarca  klişe soru  dolanıp duruyor  . Eh ne de olsa  beyin bu ,  tüm makinenin patronu .  Hatta  öyle ki  "Ben,  Ben miyim ( o da neyse )  , yoksa beyin mi Ben ? "   en merak ettiğim sorulardan  biri .  O mu beni , ben mi onu yönetiyorum bir başkası ?     Çok alkol alırsam beyin hücrelerim ölür mü ?   Sigara ve beyin ilişkisi nedir ? ( En kritik sorum bu şüphesiz, Ama üstad ile sigara molasında buluşunca , soru önemini yitirdi tabi  )    Alzaymır olmamak için bulmaca çözmek çözüm mü ?   Var Allah var , uçuşup duruyorlar  …

Bir kere eğitmenimiz  bu konuya kafayı yormuş besbelli, belli ki tek günlük bir eğitim içinde sıkıntılı , zaman dar vesselam beyinleri yakmak gerek !

Öncelikle  sayın seyirciler değerli konuklar  bu  beyin , yanı sayın Beyin , biz ya da ben  değil .  Biz biziz , o ise sadece bir organ . Nasıl kalp, akciğer , dalak , böbrek her an hayatımızı karartacak kadar ya da hayat kaynağı olarak önemli ise  bu arkadaş da bizim için bir o kadar önemli . Eh  o halde önce  klişelerden ve önyargılardan sıyrılarak ( bu benim algım ) onu tanımamakla işe başlamak gerekir ki , eğitmenimiz de bunu yapıyor . Önce  bu organın (cihazın) ne olduğunu , nasıl çalıştığını anlatıyor ve  onun nasıl sağlıklı kalabileceğini , dolayısı ile  yaşam sürecimiz içerisinde  nasıl daha uzun süreli ve etkin kullanabileceğimizin ip uçlarını veriyor .

Önce  kendi malını tanı

Dolayısı ile  sonra işi biraz özele indirgeyip sendeki/bendeki  beynin ne olduğu kısmına giriyoruz , bilinen bazı klişeler herkesin merak ettiği sorular pek tabi ,neticede katılımcı kitleyi de doyurmak lazım . “ Sağ beyin , sol beyin “ baskın olan ne , özellikleri  ne ?  “ Aaa bak ben sağ , sen sol , a ha bak ne kadar da beni anlatıyor ! “ diye  şaşkınlığa düşmemiz lazım ki  , öncelikle  eğitimin hakkını önce  bir kendimizce verelim  " İşte bu iyi eğitim ha dostum "  . Tatmin duygusu  olmadan biz bu eğitime belki de soğuk bakacağız ne malum. Zaten işin sonunda da anlıyoruz ki bu beyin denilen arkadaş zaten bir "konformist"  ve bir “ haz” müptelası ki o da ayır konu , neyse  .  Ben mesela sağ beyni baskın bir adam olmam gerekirken ( Her insanın doğuştan öyle olduğunu öğreniyoruz bu arada )  şimdilerde    hem sağ  hem solu neredeyse eşit kullanıyorum diye çıkıyor testlerim . Düşünüyorum da  , yıllar benden neler de alıp götürmüş , aslan gibi sağ beynimi kullanmak yerine sol beyinli bir adam olup çıkmışım biraz da mizahi bir iç burkulması ile  .  Sonra düşünüyorum “ sol” daima iyidir diye , sonuçta  kaldırımsız bir yolda , soldan yürümek doğrusudur şüphesiz diye . Ne de olsa  asfalt ve otoban bir yol değildi bizimkisi başlangıçta  .  Sol zaten bilirsiniz ki  hep korkulan , zor olan ve istenmeyendir . Dolayısı ile ancak çalışarak ulaşılabilecektir bir kısımımız bu beceriye. Her ne kadar konuyla alakasız gibi görünse de bu anlamı da benim için manidar bir  tespit oluyor şüphesiz . Birden sevdiğimi anlıyorum bu “ Sol Beynimi “

Ha , birde  dişi-erkek beyin  ayrımı var ki ( her ne kadar cinsiyetten bağımsız  bir  ayrım ve özellik olarak vurgulansa da  , yine de ister istemez iş cinsiyetçi bir noktaya espirilerle de olsa kaydı   ) dişi - erkek olgusuyla ,  bu iki baskın beyin arasında  çarpıcı farkları ve bunun bilinmezliği durumunda iletişimde nasıl facia sonuçların ortaya çıkabileceği ya da  işlerin ne kadar kolay çözülebileceğini görümek de mümkün olabildi . Sonuç da  sen de beyninin dişi mi , erkek mi olduğunu  , elindeki  işaret ve yüzük parmaklarının boylarından ölçebilirsin .  Yüzük uzunsa erkek , işaret uzunsa dişi , işte hepsi bukadar kolay , gerisi sana kalmış .   Sonuç ne derseniz , ideal olanı, sağ ya da sol , dişi ya da erkek beyin olsun , her ikisini de birbirine yakın noktaya getirmek , zaten uğraş çaba ve çalışmalarda aslında bunları dengelemek üzerine yoğunlaşıyor ...

Beyinsizsiniz

İroni her yerde o yüzden bu başlığı  nereye çekerseniz o !  Günün sonunda ki yegane sonuç da zaten bu . Her iki yönüyle de . Yani sonuçta  ya “ Beyin Sizsiniz” ya da  “beyinsizsiniz”e gelip bağlıyorum konuyu .  İkinci kısmını “ Kalpsiz”, “Ruhsuz”,”Dalaksız” . gibi benzetmelerle söylemek de abes olacak şüphesiz ama söylüyorum işte .   Ama işte  “ Beyin burada cayır cayır yanıyor”  . Ne yapacağız şimdi bu BeyinSizsiniz  ve beyinsizsinizler arasında . Eh zaten hal ve gidişat da bunu kanıtlamıyor mu ? Her neyse konudan sapmayalım , devreleri yakmayalım. Kıssadan hisse , siz siz olun “ Beyin-siz olun “  diyerek bağlayalım

Eğitimden (Ç)aldığım notlardan


Dikkat her şeydir , Dikkat yoksa , dikkat etmiyorsan , beyin boşa çalışıyor ,işe yaramıyor, gerisi gazel
Neye odaklanırsan , onu görebilirsin , dolayısı ile algını sürekli açık tutma becerini, yani dikkat becerini yükseltmen gerekir .

"Nöroplasite"  kavramı nedir , araştır bak , öğren . Geliştirilebilir  unsurlar üzerine çalış
Sağ-Sol beyin dengesi önemlidir . Dolayısı ile bunu geliştirmek gerekir .

Çok acayip egzersizler var . Biz eğitimde topluca yaptık . Sokakta veya iş ortamında veya bir yerlerde yapsanız , işiniz biraz zor size “ Beyinsizsiniz” gibi “ bön bön “ bakarlar . Ama çok eğlenceli ve komik tarafı bile  farklı bir şey olduğunu anlatmaya yeter . Bakın araştırın derim .
Bir kere “rutin” beyni tembel ve işlevsiz yapıyor . Stabil yaşam tarzını terk et , her an her yerde , yapamıyorsan bile , günlük mutlaka en az birkaç zaman aralığında  her zaman yaptığından farklı bir şey yap .Mesela  farklı yoldan yürü , dişini ters elinle fırçala , ters elinle her gün bir cümle yaz  vs vs. ( Araştırın)

( Kişisel notum :  Sık sık rutin dışı değişiklikler yap ve sürdürülebilir kıl. Sürekli yapılan şeyler alışanlığa dönüşür .  Örneğin sürekli bulmaca çözerek alyazmırı yenemezsin, kendini , babanı veya anneni  de kandırma . )
Farklı konular da oku  ( farklı tip ve içerikte kitap-makale), izle ( tarzın olmayan bir film-dizi- tiyatro), Spor  ( Örneğin körling  yapmayı dene )   vb .

Beyin organdır . Her organ çalıştıkça egzersiz yaptıkça güçlü ve uzun ömürlü kalır . Yani hareket etmek , spor yapmak nasıl beden sağlığı için öneriliyor ise aynı şekilde  beyninde bundan farkı yok , aynı şeylere ihtiyacı var .
"Brian Gym" i araştır , öğren uygula .

Bazı egzersizler :  Enerji egzersizleri , Gevşeme  egzersizleri , Odaklanma Egzersizleri , Çaprazlama Egzersizleri
Beyinin zaman kavramı : Şimdiki zaman ve geniş zaman sever .

ÇABALA ! DEVAMLI ÇABALA

“Hmm “ hesabı tüyolar

Soru sorarken “Gerçekten almak istediğin cevabın “ sorusunu sor . ( Sigara – İncil – Papaz hikayesi )
Beden dilinde “ Aynalama” yapmayı öğren . Rol Modellerini düşün , çocukluğunun kıymetli özelliklerini keşfet .

Öğrenme ve çalışma alışkanlıkları çocukluk evresinde  8-12 yaş arasında olur  biter ( geçmiş olsun !)
Beynini her gün şaşırt ( Bak dikkat , kendini demiyorum , beynini . )  Sen , sensiz  unutma , Beyinsensin, onu şaşırt ! Hem de her gün !

Okunacak  birkaç kitap önerisi
John Medina – Beyin Kuralları 
İncognito-Beynin Gizli Hayatı
Maria Konnikova - Sherlock Holmes Gibi Düşünmek

Oyun
Set
Sudoku
Kendoku

 
Müzik
 
Albüm :
Emerson, Lake, and Palmer -  Brain Salad Surgery

Ve bir şarkı :  
Eh tabi tüm bunların sonunda beyni biraz serin tutmak gerek gari diye düşündüm ve size  Bulutsuzluk Özlemi’nin bu şarkısı ile  veda edeyim dedim ...

“Sabah oldu kalktım,
Elim bosa gidiyordu.
Gitarımın alt teli kopmus,
Arayıp bulamıyordum.
Aklımı tutamadım, kafatasımdan
Uçtu uçtu.”

Eğitmenimiz  Sayın Şafak Demirel ‘e  teşekkürlerimle...

Aylak Adam
Haziran Başları 2016

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Yeni bir davranış şekli : E-Kitap Okumak

Bu yılın hayatıma giren en farkı olayı " e-kitap" ları keşfetmenin ötesinde ( biliyoruz tabi ki)  onları artık okuyabiliyor olmamdır sanırım .

Bir kitabı elde tutmak, sayfalarına dokunabilmek , cildine kapağına dokunmak ,  yeni alınmış bir kitabın kokusunda , fırından çıkmış taze ekmek kokusu gibi haz alırken , bir sahafta o inanılmaz eski kitap kokularını duyumsayarak dolaşmak , her dokunuşta  geçmişe yapılan o tatlı yolcular vesairesi ile  kitaplarla temasın tarifsiz bir hazzı vardır .  Bu yüzden e-kitaplara ne yaklaşabildim ne de okuyabilmiştim bugüne kadar .

Ancak bu sene bira ara  ucuz bir 9 inch' lik tablet alıp buna  elde ettiğim bazı e-kitapları yüklemekle başladım. Boyutları itibarı ile bu boy tableti taşımak her ne kadar zor olsa da  gerçek bir kitap boyutu ekranı ve  elinizde  aynı anda onlarca kitap yüklü olması ile  , işe gidip gelirken servise, seyehatta  okumak ve taşımak gibi avantajları ile  e-kitaplar  hayatıma girmiş oldu .  Ve  alışabileceğimi hiç tahmin etmediğim kitaplara  çok hızlı bir giriş yapmış oldum .

Şu an itibarı ile bu yıl okuduğum  otuz yedi kitabın  yirmi iki adedi  e- kitapmış , biraz önce fark ettim .  

Sonuç itibarı ile  e-kitap temini konusuna detay vermeden o kısmı size bırakarak , teknolojinin artık herkesin 24 saat elinin altında olduğu günümüzde , kullanılan çeşitli boyut ve içerikteki akıllı telefonların her birinden okunabilecek özellikte  e-kitap imkanı varken artık bundan sonra kimsenin kitap okuyamamak gibi bir bahanesi kalmayacağını düşünüyorum . Akıllı telefonlarla sürekli haşır neşir olup akıl almaz zamanlar geçiren hem yetişkinler hem de gençlerimiz için bu davranışı hayatın bu aşamasına sokmakta yarar var .

Önemli olan istemek. E-kitapların dünyasında sizi kendine çekecek uçsuz bucaksız bir evren olduğundan hiç şüpheniz olmasın .

Bu arada sakın ola  kitapçılara uğramayı, sahaflara gitmeyi ve kitap almayı da unutmayın lütfen . Onun tadı hiç birşey de yok .  Gerçi yıllar önce her gün günlük gazete alan biri olarak en son gazeteyi ne zaman aldığımı unuttuğumu şu an düşünmek ve zamanın önlenemez değişimine ayak uydurmanın dayanılmaz hafifliğini hissederken hüzünlenmek de ayrı bir şey ...

İyi okumalar 

Aylak Adam 
Mayıs 2016

Bu vesile ile  5 kitap tavsiyesi

Hagop Mintzuri - İstanbul Anıları 1897-1940   
Patti Smith – Hayalperestler
Gogol - Bir Delinin Hatıra Defteri
Henry Miller - Merdiven Dibindeki Gülümseyiş

Salah Birsel - Binbir gece denemeleri -Kediler

30 Nisan 2016 Cumartesi

İşçi ve Emekçi Bayramımız Kutlu Olsun ...

İşçi ve Emekçi Bayramımız Kutlu Olsun ...



Emekçi olarak geçirdiğim 26 yılı geride bırakırken , bu değerli bayramı sosyal medya başında hem coşku , hem hüzün , hem de tuhaf bir romantizm içinde kutlamak zorunda kaldığım için üzgünüm .  frown ifade simgesi  "

Bu uğurda belkide ilk iş gücü gereksinimi duyup ücret karşılığı ya da zorla işçi çalıştıran ( köle)  belki de M.Ö 'den  günümüze , ama en çok sanayi devrimi ve sonrası ve yakın dönem tarihimizde ; hak , adalet , insan onuru için mücadele etmiş tüm değerler ve bu uğurda özellikle canlarını feda eden tüm emekçileri saygıyla anıyorum ve önlerinde saygıyla eğiliyorum ...

Söylenecek çok söz var tabi ki insanın içini şişiren . O kısımı şimdilik geçelim de biz gerçek emekçilerin " her emek günü aslında bir bayram olan " bu bu değerli günü  kutlayalım ...

KUTLU OLSUN HEPİMİZE ...

Ve bir şiir

İŞ NEDİR

Uzun bir kuyrukta dizilmiş
bekliyoruz, Ford Highland Fabrikası önünde. İş için.
İş nedir bilirsiniz- bunu okuyacak yaştaysanız
işin ne olduğunu
bilirsiniz- işbaşı yaptırılmayacak olsanız da.
Boşverin şimdi sizi. Bu beklemek hakkındadır
bir ayaktan öbürüne ağırlık kaydırıp durarak.
Hissederek hafif yağmuru, çiğ gibi
saçınıza dökülen, görüşünüzü bulandıran.
Kendi öz ağabeyinizi gördüğünüzü sanarak,
önünüzde bir yerlerde, belki on sıra.
Gözlüğünüzü silersiniz parmaklarınızla,
ve tabii ki o bir başkasının ağabeyidir,
omuzlarının arası sizinkinden
daha dardır ama aynı üzgün eğik baş, bir sırıtış
inatçılığını saklayamayan,
hüzünlü reddedilme duygusu, onca teslimiyete rağmen
yağmura, beklemeye harcanan saatlere,
ve önlerde bir yerlerde bir adamın “Hayır,
bugün işçi almıyoruz” diyen bilgisine, keyfinin
istediği herhangi bir nedenle. Ağabeyinizi seversiniz,
şimdi aniden, yanınızda veya arkanızda
veya önünüzde olmayan ağabeyinize doğru akan
sevginize güç bela direnirsiniz, çünkü
o evde, Cadillac Fabrikasındaki
hastalıklı bir gece vardiyasından sonra,
uyumaya çalışıyor, ki öğleden önce
kalkabilsin, Almancasına çalışmaya.
Gece vardiyasında 8 saat çalışır, orda şarkı söyler,
Wagner’den, en nefret ettiğiniz opera,
ezel ebed yaratılmış en berbat müzik.
Ne kadar zaman oldu onu sevdiğinizi
söyleyeli, geniş omuzlarından sımsıkı tutarak,
gözlerinizi sonuna kadar açarak, o kelimeleri söyleyeli,
belki yanağına bir de öpücük kondurup? Hiçbir şeyi
bu kadar basit, bu kadar açık yapmazsınız,
çok genç olduğunuzdan değil ya da çok sersem olduğunuzdan,
kıskanç olduğunuzdan da değil ya da kötü niyetli
ya da başka bir insanın varlığına
tahammül edemediğinizden de değil, hayır,
sadece bilmediğinizden; İşin ne olduğunu.

   Philip Levine

Ve Bir Kısa Şiir Daha

Güzel kadınları severim,
İşçi kadınları severim
Güzel işçi kadınları
Daha çok severim

   O.Veli


Ve Bir Fotoğraf


Babam ile Annemin hiçbir sosyal güvenceleri olmadan tamamen alınteri ve emekleri ile taşlı ve düz bir arazi olarak aldıkları , sonrasında başta onlar olmak üzere ablalarım ve benim de naçizane emeğimizle bir zeytin bahçesine dönüştürdüğümüz toprağımızda ki bir çalışmamızdan taze bir karedir ...

16 Nisan 2016 Cumartesi

Atatürk ve Modern Türkiye Düşmanlığının Kaynakları

Bugünkü  Atatürk , Cumhuriyet , modern T.C ve Misaki Milli düşmanlığı ve bölücülüğünün ardından yatanların pek çok ve çeşitli sebebi olabilir hiç şüphesiz .

Bu akşam  okuduğum  bir  alıntı metin  , bana  bu düşmanlığın büyük bir  kuyruk acısının devamında geldiğini ve  beklendiğini kanıtlar niteliktedir .  Aynı zamanda  neredeyse  90 yıldır , ama ziyadesiyle  Atatürk'ün ölümünden itibaren  adım adım , sabırla ve intikam umuduyla beklendiğini de  anlatıyor gibi ...

Dönemin çok zor şartlarında  nasıl kurulduğunu hepimizin bildiği bu güzel Ülkemizin  çağdaş modern demokratik bir cumhuriyet  olarak gelişmesi kalkınması ve temelleri sağlam olarak ayakta kalması için altyapısının da sağlam olması gerektiğinden şüphesi olmayan  Atatürk  aşağıda adı geçen kitabın oluşturulmasını istemiş , oluşumuna kendisi de katkı vermiştir.

Bu bu kitap  , ilk olarak Prof. Dr. . Afet  İnan tarafından 'Vatandaş İçin Medeni Bilgiler' adıyla 1930 yılında yayınlanmıştır. Maarif Vekaleti, Milli Talim ve Terbiye Dairesinin 7.9.1931 tarih ve 2197 sayılı kararıyla orta okul ve liselerden ders kitabı olarak okutulan 'Vatandaş İçin Medeni Bilgiler'in büyük bir bölümü Gazi Mustafa Kemal tarafından kaleme alınan belgelere dayanmaktadır.

Kitaptan bazı alıntıları  aşağıda   yorumsuz paylaşıyorum .

Satır  aralarında ki bugün güncel olarak karşımıza çıkan  büyük problemlerin aslında hem bir ön görüsü için  Vatandaşlara  bir uyarı , aynı zamanda  muhteşem bir analiz  ve bilgilendirme  niteliğinde  

Değerlendirme ve yorumu okuyucular kendileri yapabilir , sorunların temeline işaret olarak algıladığım kimi noktarın alına parantez içinde notlarımı düşüyorum .

Benin bu metinlere dair  küçük eleştirim , içeriğin dozajında  " Türk Milliyetçiliği " kavramının  ve dozajının fazla oranda verilmiş olmasıdır . 



ALINTILAR  (Vatandaş İçin Medeni Bilgiler)

"Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.

Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sâirenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu Arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi milli lisanında değil, Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok asırlar ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine âlet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa'da Allah kelimesinin îlâsı (yüceltilmesi) parolası altında Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.

(Burada  din kavramı ve  ortaya çıkardığı  binlerce yıllık gerçeklerine yönelik  çok ciddi bir vurgu ,çok cesur ve ciddi bir eleştiri söz konusu . Laiklik kavramının neden bu kadar önemli olduğunun da kanıtı bu aslında . Ve tabi hepsinden önemlisi günümüzde  Atatürk düşmanlığının nereden geldiğinin de bir başka kanıtlarından biri de bu olsa gerek )

Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. Mısır'da belirsiz bir adamı 'Halifedir' diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pâreyi hilâfet alâmeti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, gâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini, topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Millî duyguyu boğan, fânî Dünya'ya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra Âhiret'te kavuşacağını vaat ve temin eden dinî akîde ve dinî his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mânî olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara kendilerinden evvel ölenlerin Ahiret'teki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek Âhiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi, Dünya'nın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı. Davetlileri Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdan-ı umûmîsi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle (açıklıkla, ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün millî hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, Cennet'i değil, eski, hakîkî büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra.

( Ciddi din eleştirisi devamı )

Türk milleti, millî hissi dînî hisle değil, fakat insanî hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında millî hissin yanında insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir (öğünür). 

Kralların ve padişahların istibdadına dinler mesnet olmuştur. Krallar, halifeler, padişahlar etraflarını alan papazlar, hocalar tarafından yapılmış teşviklerle, ilâhî hukuka istinat etmişlerdir. Hâkimiyetin, bu hükümdarlara Allah tarafından verilmiş olduğu nazariyesi uydurulmuştur. Buna göre, hükümdar, ancak Allah’a karşı mesuldür. Kudret ve hakimiyetin hududu din kitaplarında aranabilir. İlâhî hukuka mütenit bir mutlakıyet kaidesi önünde demokrasi prensibinin ilk aldığı vaziyet mütevâzîdir. O, evvela hükümdarı devirmeğe değil, onun yalnız kuvvetlerini tahdîde, mutlakıyeti kaldırmağa çalıştı. Bu çalışma 400-500 sene evvelinden başlar. Evvela kuvvetin milletten geldiği ve kuvvete gayrı muktedir bir ele düşerse iştirak etmesiyledir.

(Monarşi ve din birlikteliğinin tarih boyunca insanlara verdiği büyük zaraların altını çizen harika bir tespit ... )

b) Bugünkü Türk milleti siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış tevsimler, birkaç düşman âleti mürteci beyinsizden maada, hiçbir millet  ferdi üzerinde teellümden başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü, bu millet efradı  da umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar.

( Maalesef bu samimi ve içten olduğunu düşündüğümüz  düşünce  ve satrılarda ki ifadeler ile bugün ülkenin içinde bulunduğu  etnik içerikli durum aynı değil , bunun şüphesiz çok yönlü sorumluları var ...)

Millet tarifi :  " ...her millete uyabilecek bir tarifi biz de alalım:
A. Zengin bir hâtıra mirasına sahip bulunan;
B. Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimi olan;
C. Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri  müşterek olan insanların birleşmesinden  vücuda gelen cemiyete millet namı verilir. 

( Bugün yukarıda anılan  B ve C  şıkların çok ciddi erozyona uğradığı aşikar olduğuna göre  başımızın neden ciddi belada olduğu da anlaşılıyor sanırım ) 

Demokrasi Hakkında :

Demokrasi fikrinin muhteviyatı ve mânası hakkında lâyıkıyle tenevvür için onun  kısaca tarihini hatırlatmak faideli olur.  Bundan en aşağı 7000 sene evvel, Mezopotamya'da , ilk beşeriyetin  medeniyetlerinden birini kuran Sumer, Elam ve Akat kavimlerinde demokrasi prensibi tatbik , olunmuştur. Filhakika, bu Türk kavimler, müttehit bir cumhuriyet  teşkil etmişlerdir. Bundan sonra, Atina ve Isparta gibi Yunan şehirleri, bir nevi   demokrasi ile idare olunurlardı. 

( Burada  Sümer , Akat  gibi  Antik medeniyet ve kavimlerin  etnik köken anlamında Türklük ile  özdeşleştirilme ifadesi  ilginç bir unsur olarak görünüyor .  Bugün bilinen en büyük Sümerolog olan Muazzez İlmiye Çığ'ın da  Atatürk tarafından  yurt dışına giden ilk öğrenci ekibi içinde olması ve sonrasında ortaya çıkardığı eserler de  bu durumu destekler nitelikte ...)
"

...




1 Nisan 2016 Cuma

Yörüngede

Yörüngede 

Oturmuşum "Dünya" denilen bir alametifarikanın üstüne
Dolanır dururum bir mecnun misali kutsal ışığın çevresinde
Uçsuz bucaksız bozkırda at süren bir savaşçı misali 
Hem başım döner , hem ben dönerken kendimce 
Durup baktım da bir an geriye birden bire 
Tam kırk altı tur üstüne üç gün geçince 
Minnettarım sana yüce " Wakan Tanka " 
Her gün gösterdin bana yüzünü diye 
Ama hepsinden çok , ama hepsinden çok 
Ama hepsinden çok , beni ben yapan , 
Beni ben yapan , beni ben yapan 
Sizlere ...

Yalnızkartal Konuştu , gecenin derininde 
Sabahı beklerken sessizce ...

(  2 Nisan 2016)